08 July 2009

Resim sergisi

Biz sürekli resim segisi açıyoruz.. Her yerde..





Alaranın doğum günü







Bu süper bahçe partisi'ni ilke hazırladı..




Ayrıca bir ev limonatası vardı ki harikaydı..




Herşey titizlikle düşünülmüştü. çocukların şapkaları, yerlerde battaniyeler, minderler, büyüklere sarmalar, salıncaklar..




İyi ki doğdun Alara diye bağırdık, kızım gerçekten çok içten sevindi...




Alaranın pasta yiyişi de unutulmazdı..









Selin için top çok önemli ve korunması gereken birşey. (çocuklardan korunması gerek!)




O yüzden parti başlamadan hemen önce tüm toplar toplanıp yeddi emin olarak seçilen Okan Abiye verildi.



07 July 2009

Aah, ah, bu Bahar'la baş etmek zor:)
Sabah sabah şu maili okuyarak işe başladım, hem de Selin tarafından saat 4'de uyandırıldığım bir sabahta..

"slm ciciler,
olmayan motivasyonunuzu kirmak istemem ama anladimki biz oralarda yasamiyoruz, yasar gibi yapiyoruz burda insanlar hayata onde baslamis
3 te isten cikip hepsi sporlarini yapip suslenip puslenip (ama susleri cok da sade aslinda) hayata akiyolar ise bisikletle gidip geliyolar hepsi incecik gencecik..
zavalli bizler diye bitirsem cok dramatik olacak o yuzden devam edeyim Danimarkayi Norveci bitirdim Isveci halledip geliyorum operim hepiciginizi"

Hepsi doğrudur yazdıklarının ama en doğrusu "olmayan motivasyonunuzu" tarafı sanırım:))

bakış açısı




Bakın bakalım kız anneleri ve erkek annelerinin açısından durum nasıl görünüyor:
Olay şöyle başladı,
Bahar hepimize yukarıdaki fotoları gönderdi ve "Bakın kızlar nasıl da oğlumun peşinde" dedi..
Tamam, oğlu çok yakışıklı, ayrı..
Ama ilgili fotoğrafla kızıma böyle bir ithamda bulunmak mümkün değildir:
Zira, olay kamuoyuna açıklanandan çok farklı biçimde tezahür etmektedir..
Resimden de açıkça görüldüğü üzere Kaan Bey küçüklüğünden beri kızıma asılmaktadır..

Mağdur durumdadır kızım..

Ev filmleri

Yine eski sinema günlerimize döndük..
2-3 aydır film izlemiyorduk..
Hafta sonundan beri acısını çıkarttık diyebiliriz..
Tek sorun henüz izlemediğimiz güzel film bulmak....

Hafta sonu izlediklerimden Devrim Arabaları, The International, Yuva belgeseli izlenebilir bulduklarımdan..

Gün bizim için çok erken başladı:)

Sabah 5'de Selinin odasından bir ses duyuldu
_İnternek istiyorum
_İnternek yapıcam.
_anne, internek istiyorum...

Ben internet diye birşeyi ilk üniversitede duymuştum.. Sene 93dü..

03 July 2009

Battaniye tarihi

Selinin hangi aydan itibaren bu battaniyesine düştüğüünü bulmaya çalıştım, bulamadım. Sanırım başından beri onun yanındaymış, geçmişine sarılıyormuş meğer çocuğum















Eski fotoğrafları tarıyorum da:))
ne küçükmüş bu!!!!!
Özlem'in nişanında çekilmiş bir fotoğraf..2008

Diş fırçalama




Diş fırçalıyor, arada aklımıza geldikçe flor tableti veriyoruz..
Flor tabletinde kendi kurduğumuz düzen şu: hafta sonları birer tane..


makyaj



Selin'i makyaj yaparken yakaladım..
Dudaklarına ve yanağına fondoten sürmüş..
Kalbi kırıldı elinden alınca, ağladı..
Kız değil mi işte..

yeni laflar/ciğerimden

Selim bugün ben işe gitmeden önce
-Annecim evicik oynayalım mı dedi......

Evicik oynayacakmışız.. Evcilik yani..
ne komik ...

Dün de ben Marks&Spencerda şort denerken
-Büyük oldu çıkar çıkaar dedi..

Her bir cümlede ağzım açık kalıyor..

tatile giderken ne lazım listesi

(2 yaş)

Uyurken giyilecek tulum
kaşık-çatal-kesen bıçak
günlük bez
battaniye
kova
Ateş Düşürücü
kısa kollu body ler
bisküvi
mayo bezi
güneş kremi
bebek ve biberonu
ateşölçer
Elbise
süt (18 adet)
ıslak mendil
nemlendirici
oyuncak puseti
serum fizyolojik
Şapka
suluk
alt değişim örtüsü
yüzme simiti
top
sağlık karnesi
mayolar
biberon
şampuan/saç kremi
arnica
şort
önlük
şişme bot
havlu
puset
yelek
termos
hırka
güneş eş gözlüğü
çorap
tarak
ayakkabı/terlik

02 July 2009

gece kazası

Geçen cumadan beri hiç evden çıkadığım için büyük bir hevesle dışarı çıkmaya hazırlandım , ama Selinin “battaniye”sini istemesi nedeniyle yarım saat sonra eve mecburi dönüş yaptık..
(üstelik yolda durup çocuk mağazasından 5. kez aynı battaniyeden satın aldığımız halde)

Çocuklar bu yaşlarda duygusal olarak birşeye sarılır, onu hep yanlarında isterlermiş.. Onu mahrum etmemek gerekirmiş, ihtiyacı bittiğinde kendiliğinden bırakacakmış..
Bunlar okuduklarım..

Iyi tamam da bizimki küçük bir oyuncağa değil kocaman bir battaniyeye verdi bu görevi.. Üstelik bu battaniye kadife ve yazın bu sıcağında hiç çekilmiyor. Bizim için taşıması da zor..

Eve gelir gelmez bana bir uyku bastı..Uyuyakalmışım koltukta....
Pat diye bir sesle uyandım..
Selin ve Önder de bizim yatakta uyuyakalmışlar, saat 1 olmuş..
Ve Selin yataktan düşmüş…
Aksi gibi bizim yatak da boyu kadar yüksek..

O kadar korkmuş ki. Uykusunda anlayamamış da ne olduğunu..
Birşey olmamış gerçi ama zor sakinleştirdik..

Önderim de bir üzülmüş bir üzülmüş ki uyuyamadı tekrar..
Ben de çok üzüldüm, gidip sevdim kaç defa gece boyunca..

Sabah uyandığımda içeriden sesler geliyordu. O kadar hoşuma gitti ki, kalkmadım bir sure dinledim.. Ne keyifli birşey babası kızına masal okurken dinlemek..

29 June 2009

Son dakka golü..
2 rapor verdim bugün.. İşten de hiç çıkasım yok.. önder almaya geliyor halbuki..

Duruş

Durup duruken bu foto nereden çıktı diyeceksiniz..
Ben portalda Genel Muhasebenin eski içsirkülerinden birini ararken sirküler dosyasında düğün CDmizi buldum.. her nasılsa herşeyi silen fintek bunu silmemiş..

Kocamın duruşuna bakın be!! salon adamı!
Atatürk gibi....

Ben bu adamın duruşunu çok beğeniyorum...

Piyaplon nedir?

Piyaplon, triatlonun Selince’deki karşılığıdır. Uygulamada orijinal triatlondan biraz farklılık gösterir. Şöyle ki: triatlonda sırayla yüzme, bisiklet ve koşu yapılır. Piyaplonda ise bu sıra bisiklet, koşu ve öpme biçimindedir..
Baba tarafından kumanda edilen bisikletle evin en uzak odasından (baba koşarak, Selin çığlıklar/kahkahalar atarak) miskinlik yapan annenin oturduğu odanın kapısına kadar hızlıca gelinir, bisikletten inilerek anneye koşulur ve anne hızlıca öpülerek bisiklete doğru yeniden koşulur..
Çok heyecanlı bir olaydır.. herkes bağırır, alkış yapar.
Sürekli “Bi daha Piyaplon” istenir..
Bu spor evin içinde koşturup duran babanın canı çıkıncaya kadar devam eder..
Zira anne de kızı gibi “bi daha, bi daha” piyaplon istemektedir….

Evcilik

Selin’e olta aldım….3 tane de balığı var. Oltanın ucu ve balığın ağız kısmı mıknatıslı..
Dün çok güzel oynadık..
Selin önce balık tuttu. Sonra onları mizansen gereği onu eve(?) getirdi. Oyuncak tenceresine koyup oyuncak ocağının altını yakıp pişirdi.. Sonra tabaklara servis yaptı.. Bir de domates ve marulla salata yapmıştı. Beraberce yedik.. Bıçakla, çatalla hem de.. Kibarca..
Sonra bir de bize çay/kahve koydu(lıkır lıkır efektleriyle), şeker attık, karıştırdık, beraberce hüplete hüplete içtik.. şerefe bile yaptık..

Denedim ne içersiniz Selin Hanım diyince genelde “Kahve” diyor..Anası kılıklı işte…
Babası ona capuccino demeyi de öğretti.. bazen onu da diyor..

Bizim evdeki Adanalı

Bu aksan kimdendir bilmem……
Bakıcımız da dahil herkes çok düzgün, şivesiz konuşurken bu çocuk niye böyle bilmem..
Gerçi çok şeker oluyor.. u harfini söyleyemiyor. Bütün u’lar Ü.
Dür (dur), tüt (tut)..

Tuvalet

Selin tuvaletini söylemeye başladı.. Millet alıştırmak ister, biz Önderle alıştırmamak niyetindeydik.. Biz (anne ve baba olarak kendimizin) hazır olmadığımıza karar vermiş, “ne lüzumu var, 3 yaşında öğrensin” demiştik..
Pazar günü kabus gibiydi..
Gelip söyledi.
“-Yaaap, bezin var “ dedim.
Yapmıyor kıvranıyor..
Götürdüm tuvalete.
10 dakika sonra bir daha.
10 dakika sonra bir daha..
Yawhu ne öğretiyosunuz çocuuma.. ?? Şimdi kendini güven geldi. Bez bağlamak istemiyor..
Gezemeyeceğiz rahat rahat..
Ben kendim girmem alışveriş merkezinde tuvalete, çocuğu nasıl götüreceğim.. ??

Benden size tavsiye.. Tutmayı öğreninceye kadar deneme işine girmeyin..

Bezsiz çocuk nasıl olur ki?
Ay ne tehlikeli.. ne gerek var??

23 June 2009

diyaloglar

Bir 2 hafta once tatilde, Selin çantasını sallaya sallaya yanımızda yürürken dile geldi,
-Havuza gidelim, ondan sonra yüzelim dedi..
Önderle birbirimize bakakaldık…
Hani çocuk birden konuşur derler ya, varmış böyle birşey..
Her kelimenin ilk yarısını söyleyip kalaınını yuvarlayan Selin birden kompozisyon yazarcasına upuzun bir cümleyle konuştu..

Konuşmaya başladıktan sonra anıların türü birden bire değişiyor.
Bana böyle dedi diye şaşırarak birbirimize anlatıyoruz..

S-Selin hadi bir şarkı söyle… Yağmur yağıyor’u söyle hadi..
Cevap: -yaamur yağmıyor ama …..

Ö-Selin! Napıyorsun sen? (Resim defterine kalemle pat pat vurarak noktalar yapıyorken )
Sl-Yağmur yapıyorum…

S-Selin çilek yer misin
-yok

Selin ayrıca (ve oldukça sıkça) şunları söylüyor:
-biyak, biyak (bırak, bana ver, alma elimden)
-kucağına ver(kucağına al)
-babacııım, yapıyosun ?
-yemiycem
- ….. olmuyo ama
- …… vermiyo ama
- ….. gelmiyo ama
- ….. çıkamıyo ama

22 June 2009

22 Haziran

Dün gece sırayla evin her köşesinde uyudum.. Fikir bastı, uyuyamadım.. Ne çok yapacak iş var..
Ve ne çok yapmamak istediğim şey.. Bir de yapmak isteyebileceğim ama yapılmayacak işler..
Çelik hocamın Oruç kardeşi bununla ilgili düşünmüş zaten..

Arıyorum google’da,
Buldum işte.

"yaşamında, genel çizgilerinde,üç tür şeyle karşılaşacaksın:-1) gelip geçmiş şeyler.2) gelip geçmemiş şeyler.3) gelmeyip geçmiş şeyler.bütün 'şey'lerin, geçmiş ya da geçmemiş,ya da hiç geçmemiş olacak.(dördüncü durumla-'mantık' sırası içindesonuncu olması gereken 'şey'lerle-ise,hiç karşılaşamayacaksın:-4) gelmeyip geçmemiş şeyler...)yaşamında, şunları da yaşayabileceksin:-1) birisini, ona söyleyecek bir şey bulamadığın için,aramak...2) birisini, onu artık görmeyeceğini söylemek için,beklemek...3) birisini, onu artık görmemeye dayanamadığın için,terk etmek...neler yaşamayacaksın ki!..."

Otur da tezini ara google’dan diyor içimden bir ses, şiir yerine, susturuyorum onu..
Gelip geçenlerle ilgili derdim tasam olmadı hiç bir zaman da, ah şu bazı şeyler gelip de geçmiyorlar ya benden, acısını herşeye yüklüyorum.. Öfkeleniyorum.. Sonra gelmeyip geçmiş şeyleri aratırken buluyorum kendimi google’dan.

Sabah yolda Şa ile karşılaştık. Kendimde tanımlayamadığım şeyler olduğundan bahsettim: Öfkeliyim, kalbim çarpıyor, heyecanlı gibiyim …… Git tansiyonunu ölçtür dedi..
Ben bana ne iyi gelir biliyorum.. Kayınpederim BİRİSİNİ (?) dövse çok iyi gelecek bana!!
İntikam da ne haz verici bir duygu!



17 Haziran Liya'nın doğumgünüydü..
Selincik her doğumgününü kendinin sandığı için çok mutlu oluyor.. biz de hiç kaçırmıyoruz doğum günlerini..
Tayfun Seliş üflesin diye kızının doğumgünü pastası mumunu 3 kere yaktı üşenmeden.. biz de 3 kere tezahurat yaptık..
http://www.lidyaekintasar.tr.gg/ adresinde fotoğraların daha da fazlası var.
PS1: pasta tasarım konusunda herkes birbirini aşıyor.. çok yüksek standartlarda oynuyoruz..
PS2 : Şadiye bizim çocukların hepsi çok güzel dedim, ondan değil dedi, "anasını sevdiğinin danasını da seviyorsun" ...
PS3: Atatürk Anadolu'dan Engin, Şa ların kapı komşusu.Bitirmiş doktorasını.. .müzik yaptı Lidya'nın partisinde.. Annesi görmesin diye çocukların yolduğu çiçekleri Engin bile görmeden attım çöpe..

PS en önemli: Alyayla Selinin son fotoğrafı var yukarıda.. (Alya daha kısa değil, yer eğimli).
Alya ve Seliş elele dolaştılar. çok şekerdiler..

,

17 June 2009

cepa

Dün akşam Selin'le Cepa'ya gittik, her gidişimizde olduğu gibi LCW'ye girip Seline birşeyler aldık..
Selin ortalıkta serbestçe dolaşıyordu, gidiyor bir çanta takıyor koluna, gösteriyor, sonra onu yerine takıp başka bir tane getiriyor derken bir ara gözden kayboldu.. BOyu küçük olduğu için görmek de zor..
reyonlar arasında dolaşırken çocuk ayakkabılarının dizili olduğu rafta Selinin ayakkabıları gözüme çarptı..
Kuzucuk orayı ayakkabılık sanmış, çıkarmış ayakkabısını dizmiş rafa..
Ben buna gülüp oradaki çalışan kıza gösterirken, bir başka çalışan Selin'i kucağına almış gelmiş, Selin çocuğa gidip "annem yok kiiii" demiş, avuç içlerini havaya açarak..
(tabi annesi mağaza müdavimi olunca çalışanlar hemen tanıyıp getirmişler yanıma:)
Tanımasam acıy'cam.. ayakkabısız annem yok kii diye dolaşan, bembeyaz çorapları simsiyaha dönmüş maki boylu bir gariban ...

yanlız bu arada bir başka konu, biz bu aralar çok kaybetmeye başladık bu çocuğu..
Otelde de bir rus bulup getirmişti..
Bir hayli de uzaklaşabiliyor korkusuzca......

10 June 2009

Saçlarımı kestirmeliyim. Dahası Selin'inkileri de bir düzene sokturmalıyım....
Ufffff...
daha da fenası 15'inde göz doktoru var...
Selini tutmanın zor olacağı 2 durum..
Hangisini daha önce yapmalı ki??????

vay be!!

Ne gündü 08.06.2009!!
Yazıyorum buraya, harflerimden adrenalin fışkırıyor...!!

Pazar gecesi hastalandım. pazartesi günü sabah uyandığımda kıpırdayamayacak gibiydim..
bilgisayarı açarken bayılıp kalacağım sandım..
bir baktım outlookta yüzlerce mail.. izinde birikmiş tabii.. nasılsa biri gözüme çarptı. Geçen hafta gönderilmiş.

08.06.2009da saat 10da doktora yeterlik sınavı var diyor..
40 dakika var..
Allah ! dedim.. koşarak doktora gidip ilaç yazdırdım rapor aldım.. Halim harap ama..

Geçen hafta dilekçe vermiştim ama, seninki Eylüle kalır, yetişmez demişlerdi, ben de izin alıp tatile gitmiştim..

Taksiye binerken Fidan'ı aradım..
Ne doğru kararmış Allahım!!

Fidan (cennetlik kişi, Gül şekerinin annesi, her derde deva arkadaş, solution provider), her yöne beleş sınırsız avea hattımdan bana jüri Başkanının verdiği dersin özetini anlattı.
şipşak terapisi yaptı bana.. "bu unutulmayacak bir hayat tecrübesi, kaçırma" dedi. "geçersin, inanıyorum" da dedi ama kulağım duydu/aklım inanmadı işte.

sınavın yapılacağı yerde bekleyen birisi daha vardı. "çalıştınız mı" dedim, "tabii ki" dedi, "ben zaten Çevre Bakanlığında çalışıyorum.. çok iyi biliyorum"
bunu duyunca ben daha da bi ezildim büzüldüm.. tırnaklarım çıktı (kıskançlık işte)
"çevre bakanlığında çalışınca herşey biliniyor muymuş" dedim, saldırdım (Önder "klasik kız tavrı işte" diyor)

Sonra asistana bulaştım.. Sınavı ancak 1 saat erteletebildim. .. (titremem ancak geçti de:)

5 soru sordular, ikisi seçilecekmiş..
bir şimşek oldu o anda!!
Zor seçtim soruları çünkü hepsini biliyordum..
bu durumda heyecanın hafiflemesi lazım değil mi?
yok, öyle olmadı.
bu sefer ya daha az bildiğimi seçersm yanlışlıkla heyecanına kapıldım. 3den 2ye zor eledim..

yazılı sınav bitti, Önder'i aradım:
-benim sınavım çok iyi geçti, mülakata da gireceğim dedim..

hastalıktan da ölüyorum o arada..

heyecanla eve geldim, 2 saat içinde ders notlarımı, yök'ten aldığım notların fotokopilerini, yaptığım ödevleri, herşeyi hızlıca ama çok hızlıca okudum, bitirdim, taksi çağırdım,
aşağıya indim. elimdeki kağıt paraları atmışım biryerlere farkında değilim. heyecandan bekleyemedim telefonle çağırdığım taksinin gelmesini.
Yola atttım kendimi, otobüse bindim, ama bir baktım para yok..
Yokmuş param dedim, (in dese inmezdim valla, o derece kararlıydım sınava gitmeye), olsun önemli değil buyrun dedi muavin.. helal et kardeş deyip bastım gittim .!!!
Vakit yok bir yerden para çekecek..

velhasıl, cebimde 5 kuruş param olmadan sınava girdim diye acitasyon yapabilirim birlerine ileride, (ama ne gerek var tabi/sadece eskilerin anıları öyle olur ya hani/lüzum olursa)

Sözlüm de çok iyi geçti..
Hayatımın en iyi yazılı, en iyi sözlü sınavı diyebilirim.
Nasıl da hatırladım herşeyi?
İnanılır gibi değil!
Önder çok severek yapıyorsun, ondandır dedi..

sınav sonrasında beni salondan çıkardılar(karar için)
ay ne uzun dakikalar onlar, dışarıda beklenen.

sonra içeri aldılar tekrar. güzel şeyler söylediler.
başka okulların aksine, güzel insanlar zaten bu bölümdeki hocalar..
ben var ya ben süperim hissiyatı doldurdular içimi..
onlarla da kendimle de gurur duydum..
apayrı sevindim bana (ne yazık ki iş yaşamında uzak kaldığım) taktir duygusunu, başarı hazzını hissettirdikleri için.

çok güzel bir seramonisi vardı konuşmaların, törenselin..
kalkıp tokalaşıp tebrik ettiler.çok da güzel şeyler söylediler..
"Aslanım ben! kaplanım hatta" havasına girdim oracıkta!

8 saat kadar erteleyebildiğim hastalık, her bir kasımın ayrı ayrı gün boyunca kasılı kalması da eklenince ertesi gün beni daha fena vurdu..

bugün 3. gün..
hala heyecandan uyuyamıyorum . saat oldu gecenin 2:30u yine ayaktayım..
raporum bittim işe başladım ama iş bir tarafa, bu gazlaaklımda ne varsa, ertelediğim ne varsa yapmaya başladım..

yakında yeni ilginçliklerim olacak. zihnisinir bir projem var. Zengin olursam kocamı da alıcam işten, gezicez de gezicez..

dün geceyarısı aklıma gelen bu fikir için babamı aradım, bugün patent enstitüsüne gitti, sağolsun öğrendi yolunu yordamını..olurmuş, mantıklıymış bu konuda patent almak..
pek öyle heyecanlara kapılan bir tip olmasa da bir baktım Önder de bilgisayarı almış gelmiş, araştırıyor. Onun da aklına yattı..

bu kadar mı, HAAAYIIIR!
kafamda 2 makale canlandırdım.
HAngi dergilere göndereceğime bile karar verdim..

Kesmedi gittim bir yere İç Kontrol Raporu verdim.

biriktirdiğim işleri temizledim..
az geldi 8 saat iş.

vay bee..
bir de hasta olmasaymışım kim bilir neler yaparmışım..





















Selin atilde ilk defa dondurma yedi.. çok da hoşlanmadı gerçi..

Tatil 1





























buraya tatil fotoları ekleyeceğim












Amara Dolce Vita diye bir yere gittik.güzeldi, tavsiye ederim.
Selin kalabalıkla yemek yemeyi sevmedi. Dikkati dağıldı... yedirmekte zorluk çektik. her halde fazla sakinliğe alıştı çocuk, bu yüzden biraz burnumuzdan geldi.
ilk 3 gün çok çok az yedi, sadece süt içti.
4. günde eline verdiğimiz bisküviyi havuza batırıp yedi..
İlke bunu duyunca bana "oh olsun" dedi..
Oyuncağı düşünce yerden alıp Alara'ya verdiğinde "vermılıye öyle yerden alıp, kaynat da ver" dediğimi hatırlattı.. ve eski Aşırı steril merakımı!
kapı kollarını, rafları bile dezenfektanlarla sildiriyordum.. yere düşen oyuncakları ya kaynatıyor ya atıyorduk.. hala o günden kalma alışkanlık, bizim eve gelen daha selamlaşmadan ellerini kollarını yıkıyor...
vay be.. ne günlermiş. seviniyorum geçtiğine















Ordan burdan/çeşitli fotoğraflarımızdan bir bukle

07 June 2009

Köylü oldum ben
















Önderin anneannesi (Allah rahmet eylesin), camdan bilkent villalarının olduğu tarafa bakıp "Bugün de sis var, köyün ışıkları bile görünmüyor bak" dediğinde, hafif bir tebessümle "köy değil annane orası" dediğimi hatırlarım.. Köyü görünce anladım ki, meğerse kadıncağız bilkent villalarını köy sanmakta haksız da değilmiş..

Efendim bu Sakaryalılar bir garip.. Köy dedikleri yer Cenevreye onbin basar.. Buyrun size köy resimleri..Eş durumundan ben de köylü oldum ya hani, bana da bir ev var mıdır burda acaba??????





Anneannem hastaydı gelemedi Selinin doğum gününe diye Önderim gece 12de misafirler gittikten sonra anneanneme götürdü bizi..

Biz 2 yaş doğumgünü yaptık..
Bu sene geçen seneki gibi duygulaşıp ağlaşmadık ama..

Gerçi ben pastaneden arayıp "pardon bizim ustamız pastanın ayısını pembe yapmış olur mu?" dediklerinde ağlayacak gibi oldum ama bu o tarz bir ağlamadan sayılmaz.. Zaten Ali Usta hemencecik mavisini de yapıverdi...

Pastamız Pilitadan.. gerçekten tavsiye ederim. Lezzeti de çok güzeldi..





Bakıcımız Songül Hanım, arkada da faaliyetlerinden bazıları. ...
Bir gün uzun uzun günlük aktivitelerini yazmalıyım..

Songül Hanım bu konuda o kadar başarılı ki ev kreşten ileri oldu bizim..
Konu komşu kreşe giden çocuğu olan kim varsa onların kreşte yaptığı aktiviteleri toplayıp eve getiriyor, beraber aynısından yapıyorlar.

Nisan 2009 Selin











İlke'nin ve benim hamileliğimizi ilk öğrenişimizi anlatmış mıydım? Çok komik bir hikaye..

O kadar üzülmüştüm ki ilk duyduğumda. Zaten paniklemiş olan arkadaşımı pişman etmiştim aradığına.. "Zavallılar, daha 2 yıl olmuştu evleneli, şimdi 3. yıllarında çocukları olacak" diye düşünmüştüm.. Hatta kanımca o kadar erkendi ki herhalde istemezlerdi bu bebeği..

Yok ki Allahın sopası işte... Ben bir çocuk için ne kadar erken diye ahkam keserken meğersem kendim de hamileymişim...ve Seliş de sağolsun biraz aceleci olunca evliliğimizin 8. ayında çocuk sahibiydik..

Çok güldü İlke bana çok!!!

İşte bu bahsi geçen ve şu anda varlıklarından çook memnun olduğumuz bu küçük hanımlar resimdeler.. Birbirleriyle arkadaşlar.. Buzdolabımızın üzerinde resmi var Alara'nın.. Günde birkaç posta bakıp AYAYA ! diye seviniyoruz..

Selin Ağustosta doğacaktı, Alara'dan 1,5 ay sonra. Ama acele edince Selin Alaradan 1,5 ay önce doğmuş oldu.. Bu durumda hangisi hangisinden büyük bilemiyoruz..

Hamileyken düşünürdük, biz bunları karşılaştırır mıyız, kıskanırız birbirimizinki daha güzel, daha şu , daha bu olursa diye.
Ama bu kuzular doğduktan sonra gördük ki hiç alakaları yok.. birbirlerine o kadar benzemiyor ki hiçbirşeyleri.. Bir tek boyları posları aynı .. (ki ben buna çok duacıyım)

Biri fındıksa diğeri limon! korelasyon sadece o kadar yani!!

Evlerimiz de çok yakın olmasına rağmen görüşemiyoruz şu aralar pek. Ben kaçıyorum.. İşim varmış gibi yapıyorum gitmiyorum.. 2. bebekleri de var çünkü şimdi onların.. Bir Alara, bir Selin eder 3, bir de bebek eder 10.. Sinerji oluyor bunlar bir araya gelince..
Bu arada, İlke'nin 2. hamileliğini bana 5. ayında öğrendim. İsviçredeydim, telefon geldi bir gün.. Sakladım senden, yetişiyorsun yoksa sen dedi.!!
.

Nisan 2009

Öncelikle blog'umuzdan bizi izleyen herkese çok teşekkürler..
İnanın farkında değildim düzenli takipçilerimizin olduğunu..
Uzun zamandır aklımda aslında birşeyler eklemek ama en son İstanbula gidişlerimde, bir bölüm müdürünün başkasına kralcılık yapacağım derken bana yaptığı haksızlık çok moralimi bozmuştu.. Bloga da en son o konuyu yazmışım, her açışta karşıma aynı konu çıkınca sinirlenip kapatıveriyordum, başka da bir sebebim yok..(bu arada o konu da tabii ki lehime sonuçlandı ama öfkem ve kırgınlığım hala geçmiş değil, ama neticede kapattım bu konuyu.)

Aradan 2 ay geçmiş yazmayalı, ama o kadar çok şey yaptım ki bu arada..
Öncelikle bu 23 Nisan bizim Önderle 10. yıl dönümümüzdü, aldık uçak biletimizi, araba kiraladık İstanbulda, Bankam bana krallar gibi bir ev ayarladı, kocamla, çok sevdiğim arkadaşlarımla altını üstüne getirdik İstanbul'un.. Bitti dersem yalan olur gerçi.. daha yetiştiremediğimiz o kadar çok şey kaldı ki..Kısacıktı, çok çabuk geçti..

Burcu ve Burak'ın misafirperverliği, candanlığı, içtenliği için ne kadar teşekkür etsek az.. Artık Önder'le gittiğimiz her yere Burcu'yla Burak'ı şuraya getiririz, buraya getiririz diye planlar yapıyoruz..